Fondip! Yeni bir skandal için kapı aralık mı?

Bir SkandalTV analizi:

Tutuklamalar bir temizlik değil, perde arasıdır: bu vurguna zemin hazırlayan düzen yerinde durduğu sürece sıradaki dalga yalnızca zaman meselesi. Sığ hisseyi fonla şişirip “getiri” diye satmaya izin veren kurallar, geç gelen düzenleme ve cevapsız kalan “listenin tamamı açıklansın” talebi ortada duruyor. Bu düzen kişilere değil boşluklara yaslanıyor; kişiler değişir, boşluk kalır.

Fon skandalı konuşulurken gündemin büyük kısmı “kim çaldı, kim kaçtı, hangi isim kimin akrabası” sorularıyla doluyor. Bu sorular meşru ve cevapları verilmeli. Ama bu hikâyenin asıl öğretici tarafı başka bir yerde: Sistem aylarca, belki yıllarca ortada çalışırken neden kimse durdurmadı? Hırsızı bulmak mahkemenin işi. Alarmın neden çalmadığını sormak ise hepimizin.

Soruşturma dosyasına ve piyasa analizlerine yansıyan tarif, şaşırtıcı biçimde basit. Bazı portföy yönetim şirketlerinin fonları, borsada çok az hissesi fiilen dolaşan şirketlerin paylarını büyük miktarlarda topluyor. Arz dar olduğu için her alım fiyatı yukarı itiyor. Fiyat yükselince fonun portföy değeri artıyor, fon “yüksek getiri” gösteriyor. Yüksek getiriyi gören yeni yatırımcı fona para yatırıyor. Gelen para yine aynı ya da benzer hisselere gidiyor ve döngü yeniden başlıyor.

Bu mekanizmada getiriyi üreten şey şirketin kazancı ya da piyasanın bağımsız değerlemesi değil, fonun kendi alımları. Fon, kendi performansının hem yazarı hem de ölçüsü. Finans literatüründe buna kendini besleyen (refleksif) döngü deniyor. Kamuoyunda yer bulan “Ponzi’den Fonzi’ye” benzetmesi de bu yüzden dikkat çekti. Yine de hukuki nitelendirmeyi mahkeme yapacak; Euronews’in de vurguladığı gibi, şu an yedi şirketin tamamının ya da 130 fonun tamamının suç işlediğini söylemek mümkün değil.

Rakamlar sorunun ölçeğini gösteriyor. Aktarılan verilere göre Pusula fonlarının elindeki Katılımevim payı şirket sermayesinin yaklaşık yüzde 25,6’sına, Gündoğdu Gıda payı yüzde 38,7’sine ulaşmıştı. Tera fonları ise Destek Finans’ın borsada fiilen dolaşan hisselerinin yaklaşık yüzde 39’unu toplamıştı. Bir hissenin yarısına yakınını tek elde toplayan alıcı artık “fiyatı kabul eden” değil, “fiyatı belirleyen” konumundadır. Bir de bu şirketlerin, fonu yöneten grupla bağlantılı olduğu iddiası var. Bu iddia doğrulanırsa mesele sıradan bir yatırım hatasından çıkıp çıkar çatışmasına dönüşüyor. Ayrıca bazı fonların ellerindeki hisseleri teminat göstererek borçlanıp daha fazla alım yaptığı yönündeki iddialar da soruşturmanın konuları arasında.

Düzeltme krizi doğurdu

İlginç olan, patlamayı bir suçlunun ifşası değil, bir düzeltme hamlesinin tetiklemesi. SPK, 28 Ağustos’ta fonların tek bir şirketteki pozisyonlarına sınırlar getirdi; örneğin halka açıklığı yüzde 25’in altındaki şirketlerde serbest fonların fiili dolaşımdaki hisselerin en fazla yüzde 8’ini tutabilmesi gibi. Arka planda MSCI’ın yıllardır süren uyarısı ve Kasım’a kadar ilerleme görülmezse Türkiye’nin endekslerdeki statüsünü gündeme alabileceği tehdidi vardı.

Sonrası bir domino: Sınırlara uymak için fonlar pozisyon küçültmeye başladı, sığ hisseler sert düştü, fonların değeri geriledi, yatırımcılar çıkış istedi, fonlar çıkışları karşılamak için daha fazla satmak zorunda kaldı. Ekonomim’in TEFAS verilerinden yaptığı hesaba göre 28 Ağustos sonrasında fonlardan net çıkış 210 milyar TL’yi aştı. 15 Eylül’de Pusula bazı fonlarında iade ödemelerinde temerrüt ilan etti, Tera da izledi. 16 Eylül’de BIST 100 yüzde 5’ten fazla düştü. 17 Eylül’de SPK, yedi portföy şirketinin (Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus, Bulls) fonlarını alım satıma kapattı ve 130 fonun tasfiyesine karar verdi.

Burada yapısal bir ders var. Açık uçlu bir fon, “istediğin an paranı al” vaadi verirken portföyünü likit olmayan, sığ hisselerle doldurmuşsa, bu bir likidite uyumsuzluğudur. Yani sorun yalnızca ahlaki değil, mimari. Fon, bankanın yaşadığı “mevduat kaçışı” riskini, bankanın sahip olduğu güvencelerin hiçbirine sahip olmadan yaşıyor.

Bekçi de dosyada

Soruşturmanın en rahatsız edici başlığı şu: Eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül, “şüpheli” sıfatıyla ifade verdi. Gönül, kendi döneminde gerekli denetimin yapıldığını savundu. Bir başka tartışmada SPK, kurumun yüzlerce kez uyarıldığı halde işlem yapmadığı iddiasını yalanladı.

Bir hissede bin katı bulan artış kamuya açık bir veri. İki ihtimal var ve ikisi de rahatsız edici. Ya sistem bu hareketi göremeyecek kadar yetersizdi, ya da gördü ama durdurmadı. İlki kapasite sorunu, ikincisi irade sorunu; çözümleri de farklı. Hangisinin doğru olduğunu savcılık ve mahkemeler belirleyecek. Ancak bu sorunun cevabı kaçınılmaz olarak kurumların bir sonraki denetimde ne kadar inandırıcı olacağını da belirleyecek.

Siyasi damar

Skandal birkaç yerden siyasete değiyor ve tepkilerin haritası bile başlı başına bilgi veriyor.

İktidar bloğunun içinden de sert sesler yükseldi. MHP lideri Devlet Bahçeli sorumlulardan hukuk önünde hesap sorulması gerektiğini söyledi, AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin ise Genel Kurul’da adı geçenlerin listesinin tamamının açıklanmasını istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek ise skandalın borsanın ve ekonominin güvenilirliğini etkilemeyeceğini söyledi. Muhalefet cephesinden ise Özgür Özel, “Haberin varsa istifa edeceksin, yoksa sandığı getireceksin” çizgisinde bir tutum aldı.

Ama kurumsal kanal tıkalı görünüyor: Yeni Yol grubunun skandalın araştırılması için verdiği Meclis araştırma önergesi AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Üstüne bazı fon haberlerine erişim engeli getirildi. Burada bir makas var: Hesap sorulması gerektiği söylemi her cepheden geliyor, hesap sorma araçları ise sınırlı kalıyor. “Listenin tamamı açıklansın” talebi ise hâlâ karşılıksız. Kamuoyunda dolaşan isimler ve iddialar bu yüzden spekülasyon alanında kalıyor; resmi bir doğrulama yok. Bir editör olarak sınırımız şu: Soruşturma dosyasında yer almayan, hakkında işlem yapılmayan kişileri iddialarla anmak yerine, “neden açıklanmıyor” sorusunu sormak.

Bir ayrıntı daha önemli: Fonlar, devletin altyapısı olan TEFAS platformunda satılıyordu. Sıradan yatırımcı için “resmi platformda satılıyorsa güvenlidir” algısı doğaldı. Bu algının yıkılması, skandalın maddi zararından uzun süre geride kalacak bir güven kaybı yaratabilir.

Mağdurlar ve tasfiye

Tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü kaynağa göre yaklaşık 826 ila 891 milyar TL, yatırımcı sayısı ise 353 bin ile 514 bin arasında değişiyor. Rakamlar farklı, ama ölçek ortak: Yüz binlerce hanenin birikimi söz konusu. Tasfiyenin nasıl yapılacağı, kimlerin öncelikli ödeneceği ve kayıpların kamu eliyle telafi edilip edilmeyeceği henüz netleşmedi. Kamu kaynağıyla telafi, sistemin en sert ahlaki risk (moral hazard) sorusu: Zararı toplum karşılarsa, bir sonraki kurucu aynı riski daha rahat alır.

Soruşturma ise hızlandı. NTV’nin aktardığına göre toplam şüpheli sayısı 217’ye, tutuklu sayısı 56’ya ulaştı; Pusula ve Tera yöneticileri dahil çok sayıda kişi gözaltına alındı. Bu tablo devletin dosyayı ciddiye aldığını gösteriyor. Ama “alt kademeler tutuklanırken üst kademe kaç adım ötede” sorusu masada duruyor.

Neye bakmalı?

  • Tasfiye ve ödeme takvimi: Yatırımcı parasının ne kadarını, ne zaman geri alacak?
  • İddianame: Dosyanın merkezindeki isimler kim, ilişkili taraf iddiaları mahkemede nasıl karşılık bulacak?
  • Kamu bağlantısı iddiaları: Soruşturma, siyasi ve bürokratik ayağa uzanacak mı, yoksa şirket yöneticileriyle mi sınırlı kalacak?
  • MSCI’ın Kasım takvimi: Türkiye’nin endeks statüsü için yeni bir istişare gelir mi?
  • Yeni mevzuat: Pozisyon sınırları, ilişkili taraf alımları ve fon denetimi nasıl yeniden yazılacak?

Sonuç

Bugün kaç kişi içeri girerse girsin, ölçü o değil. Kurallar değişmedikçe, denetim hesap vermedikçe ve liste açıklanmadıkça bu hikâye bitmedi, yalnızca ara verdi.

Kaynaklar: Euronews Türkçe (FT ve Reuters verilerine atıfla), NTV, Halk TV, Evrensel, TBMM Genel Kurul tutanakları, Yeni Çağ, Medyascope. Rakamlar kaynaklara göre değişebilmektedir.

Yorumlayın

Email adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak ve paylaşılmayacaktır.

Start typing and press Enter to search